KAPARİ HAKKINDAKİ BİLİMSEL ARAŞTIRMALAR

 

Geberenin (capparis ovata Desf.) farelerde karaciğer  enzimleri ile bazı kan parametreleri üzerine etkisi

Cahit Bağcı1, Solmaz Şimşek2, Ecir Ali Çakmak3, Bekir Sami Uyanık4, Mustafa Solak2,

M.Ramazan Yiğitoğlu4, Esra Ozansoy5

1Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Fizyoloji Anabilim Dalı, Gaziantep

2Kocatepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji ve Genetik Anabilim Dalı, Afyon

3Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Biyoloji ve Genetik Anabilim Dalı, Gaziantep

4Celal Bayar Üniversitesi Tıp Fakültesi Biyokimya Anabilim Dalı, Manisa

5Pamukkale Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Biyoloji Bölümü, Denizli

Amaç: Bu çalışmada Akdeniz ve Ege bölgesinde yaygın olarak yetişen, çiçek tomurcukları ile meyveleri halk arasında ağrı kesici, kuvvet verici, idrar söktürücü, yara iyileştirici olarak bilinen Capparidaceae familyasından kebere (Capparis ovata Desf.) adlı bitkinin farelerde karaciğer enzimleri ile bazı kan parametreleri üzerine etkilerinin araştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Kebere meyvelerinden hazırlanan % 1’lik infüzyon deney grubuna oral yoldan verilirken kontrol grubuna musluk suyu verilmiştir. 30 günlük uygulama sonunda heparinli tüplere alınan kan örneklerinde karaciğer enzimleri, eritrosit, lökosit, trombosit sayıları, hemoglobin ve hematokrit düzeyleri çalışılmıştır. Bulgular: 30 gün % 1’lik infüzyon kullanımının karaciğer ile kan üzerine olumsuz etkisinin bulunmadığı belirlenmiştir. Sonuç: Keberenin % 1’lik infüzyonunun zararlı etkisi bulunmamaktadır.

Anahtar kelimeler: Kebere, karaciğer enzimleri, kan parametreleri

Effect of caper (capparis ovata desf.) on the liver enzymes and some blood parameters in mice

Objective: Caper (Capparis ovata Desf.) grows wildly in Mediterranean and Aegean regions and its flower buds, fruits are used in folk medicine as herbal medicine for its analgesic, tonic and diuretic effects. However, its possible toxic or adverse hemostatic effect on the liver and hematopoiesis is not known. To study the effect of crude extract of caper on the level of liver enzymes and blood parameters was aimed. Methods: During the experimentation, tap water and 1% infusion of caper fruit filtered crude extract were given for 30 days to control and caper fruit extract to treatment groups, respectively. At the end of the experiment, blood samples were obtained by intracardiac puncture into heparinized tubes. The number of red and white blood cells, platelets, hemoglobin and hematocrit and ALT, AST, GGT and LDH levels were determined. Results: It was concluded that even the infusion of filtered crude extract of caper had no significant effect on the level of plasma ALT, AST, GGT, LDH and hematologic parameters. Conclusion: There is no harmful effect of 1% infusion of caper.

Key words: Caper, liver enzymes, hematopoiesis

Genel Tıp Derg 1999;9(4):123-5.

Capparidaceae familyasından bir tür olan kebere (Capparis ovata Desf.) Akdeniz ve Ege bölgesinde yaygın olarak yetişmektedir. Capparis türleri (C.ovata ve C.spinosa) iri beyaz çiçekli, dikenli, genellikle yere yatık çalı görünüşlü çok yıllık bitkilerdir (1-4). Bunların tomurcukları, meyveleri ve kök kabukları % 1-3’lük infüzyon şeklinde halk arasında ağrı kesici, idrar söktürücü, kuvvet verici, yara iyileştirici, hücre yenileyici olarak kullanılmaktadır (5-7). Özellikle romatizma ağrılarına karşı etkili olduğu düşünülen keberenin uzun süreli kullanımı söz konusu olabilmektedir.

Bu çalışmada 30 gün süreyle meyvelerinden hazırlanan % 1’lik infüzyon oral yoldan verilen farelerde keberenin karaciğer enzimleri ile bazı kan parametreleri üzerine etkileri incelenmiştir.

Yöntem

Keberenin Denizli'de Mayıs-Ağustos ayları arasında toplanan meyvelerinden % 1’lik infüzyon hazırlandı (5). Bir cam kaptaki 1 g kurutulmuş ve havanda dövülmüş bitki materyali üzerine 100 ml kaynar distile su eklenerek kabın ağzı kapatıldı, 15 dak bekletildi. Süzülüp soğutuldu.

Ortalama ağırlıkları 25-30 g olan 3 aylık 20 adet Swiss albino fare 2 gruba ayrıldı. Deney grubunu oluşturan 10 fareye % 1’lik kebere meyve infüzyonu oral yoldan verildi (İçme suyu yerine verilerek içebildikleri kadar içmeleri sağlandı). Kontrol grubundaki 10 fareye ise normal musluk suyu verildi. Bu uygulama 30 gün sürdürüldü, deney ve kontrol grubundaki hayvanlar aynı koşullarda tutuldu.

30 gün sonunda farelerden eter anestezisi altında, heparinli tüplere intrakardiyak olarak 1 ml kan alındı. Karaciğer enzimlerinden ALT, AST, GGT ve LDH düzeyleri enzimatik kolorimetrik yöntemle belirlendi. Eritrosit ve lökosit sayıları Thoma lamı, hemoglobin miktarları ise Sahli hemoglobinometresi ile belirlendi. Hematokrit değerleri mikrohematokrit yöntemle ölçüldü. Sonuçlar bilgisayarda Instat 2.0 (Graph Pad Software and San Diago) programı kullanılarak Student's t testi ile değerlendirildi.

Bulgular

30 günlük kullanımla keberenin karaciğer enzimleri üzerine etkilerine bakıldığında, ALT, AST, GGT ve LDH düzeyleri yönünden deney ve kontrol grupları arasında anlamlı farklılığın olmadığı görüldü (Tablo 1).

Tablo 1. Kontrol ve deney gruplarında karaciğer enzim değerleri (Ortalama±standart sapma)

 

Kontrol grubu

(n=10)

Deney grubu

(n=10)

t

P

ALT (IU/L)

12.3±0.9

12.7±1.8

0.20

0.842

AST (IU/L)

12.2±0.9

14.0±1.5

1.00

0.332

GGT (IU/L)

12.7±1.1

10.5±1.3

1.26

0.225

LDH (IU/L)

31.6±2.4

37.7±4.6

1.19

0.248

Kan parametreleri yönünden bakıldığında da, lökosit, eritrosit, trombosit sayıları, hemoglobin miktarları ve hematokrit değerlerinin iki grup arasında anlamlı bir farklılık göstermediği belirlendi (Tablo 2).

Tablo 2. Kontrol ve deney gruplarında bazı kan parametreleri (Ortalama±standart sapma)

 

Kontrol grubu

(n=10)

Deney grubu

(n=10)

t

P

Lökosit (103/ml)

4.5±0.6

4.6±0.6

0.07

0.946

Eritrosit (106/ml)

8.8±0.5

9.9±0.3

1.77

0.094

Hemoglobin (g/dl)

13.0±0.9

14.4±0.4

1.40

0.179

Hematokrit (%)

45.2±3.2

50.4±1.9

1.40

0.178

Trombosit (103/ml)

832.2±117.6

969.9±114.4

0.83

0.412

Tartışma

Halk arasında deve dikeni, keditırnağı, gevil, gebre, geber otu gibi değişik isimlerle anılan keberenin yurdumuzda C. spinosa L. ve C. ovata Desf. olmak üzere 2 türü bulunmaktadır. Alıcı kuruluşların türleri arasında belirgin bir tercih yapmadığı keberenin son yıllarda ihracatının, dolayısıyla ekonomik öneminin arttığı dikkati çekmektedir. Dengeli beslenmede de ilk akla gelebilecek bitkilerden biri olan keberenin çiçek tomurcukları ile meyveleri, mineral ve protein yönünden zengindir. Salamura ve turşu şeklinde işlenen tomurcuklar ile meyvelerin (Kapari) büyük bir kısmı ihraç edilmektedir (8-10).

Tıbbi amaçlarla halk arasında kullanılan keberenin köklerinde indol glukozinatlar, kök kabuklarında stachydrin, toprak üstü kısımlarında quercetin 7-0-b -D-glukopiranosid, yeşil kısımlarında gluko-kapparinler, kappaprenoller, tomurcuklarında flavon türevleri, glukozidler, pentozanlar, rutik asit, pektik asit, saponin, uçucu yağlar, quercetin türevleri, kaempferol türevleri, tohumlarında önemli oranda yağ bulunduğu belirtilmektedir (2,7,10-12).

Epikondilitis nedeniyle cilt üzerine C. spinosa L.' nin solüsyonundan ıslak kompres yapan bir kadında allerjik kontakt dermatit oluştuğunu bildiren bir olgu sunumu bulunmaktadır (13). Keberenin içermiş olduğu glukokapparin adlı protein enzimatik hidroliz ile (mirosinaz) izotiyosiyanata dönüştürülebilen bir izotiyoglukoziddir. İzotiyosiyanatları içeren bitkilerin irritan dermatide ve alerjik kontakt dermatite yol açtıkları bilinmektedir (11-13).

Bu çalışma halk arasında tıbbi amaçlarla uzun süreli kullanımı söz konusu olduğunda keberenin bazı toksik etkileri olup olmayacağını araştırmak için yapılmıştır. Kebere meyvelerinden hazırlanan % 1’lik infüzyonun 30 gün süreyle farelere içme suyu halinde verilmesini takiben, hayvanların kanlarında karaciğer enzimlerine bakılmış, 2 grup arasında anlamlı farklılığın olmadığı görülmüştür. Buna göre, 30 gün gibi uzunca bir süre % 1’lik kebere infüzyonu kullanımının karaciğer yönünden toksik bir etki göstermediğini söyleyebilmekteyiz. Aynı zamanda, % 1’lik kebere infüzyonunun kan tablosu üzerinde önemli bir değişiklik yapmadığını belirtebiliriz. 2 grup arasında lökosit sayısı hemoglobin, hematokrit düzeyleri yönünden önemli bir farklılık olmadığı deney grubunda eritrosit ve trombosit sayılarının istatistiksel açıdan anlamlı olmayan şekilde daha yüksek olduğu anlaşılmıştır (Tablo 1 ve 2).

Literatür taramasında C. spinosa ve C. ovata ile yapılmış toksikolojik bir çalışmaya rastlanmamıştır. Sadece C. tomentosa’nın keçilerde yol açabileceği toksik etkilerin incelendiği bir araştırmada (14) kurutulmuş yaprak ve dal materyali, 0.25, 2.5 ve 5 g/kg dozlarında keçilere yedirilmiş iştahsızlık, lokomotor düzensizlik, parezi gibi sonuçlarla karşılaşılmıştır. İçorganlar histopatolojik olarak incelendiğinde omurilik, karaciğer ve böbrekte sırasıyla perinöral vakulasyon, sentrolobüler nekroz ve dejenerasyon gözlendiği bildirilmiştir (14). Bizim çalışmamızda uygulanan tür, bitki materyali ve uygulanış şeklinin farklı olması nedeniyle doğrudan bir karşılaştırma yapamamaktayız. Ancak, deney süresince farelerde ampirik olarak bir olumsuzluk gözlemedik. Ayrıca, keberenin karaciğer bozukluğunu düzeltici etkiye sahip olduğunu belirten çalışmalar bulunmaktadır, bu çalışmalarda deneysel olarak karaciğer bozukluğu oluşturulan hayvanlara uygulanan C. spinosa materyalinin karaciğeri iyileştirici etkisi enzimolojik ve histopatolojik olarak gösterilmiştir (12-15).

Sonuç olarak, kebere meyvelerinin % 1’lik infüzyonunun 30 gün kullanım sonunda farelerde karaciğer enzimleri ile bazı kan parametreleri üzerine olumsuz bir etkisinin olmadığını, ancak bitkinin % 2 ve % 3’lük infüzyonlarının da toksik etkisi olup olmadığının denenmesi gerektiğini söyleyebiliriz.

 
 

Ham ve Salamura kapari(Capparis spp.)Meyvelerinin Fiziksel,Kimyasal Özellikleri ve Yağ Asitleri Bileşimi

Musa Özcan(Selçuk Üniversitesi)

(Araştırma metni için Tıklayınız)

(bu dosyayı görebilmek için Acrobat Reader programının bilgisayarınızda yüklü olması gerekmekte Download etmek için aşağıdaki logoyu tıklayabilirsiniz.)

 

Capparis ovata Desf. (KAPARİ)’NIN FİDANLIK TEKNİĞİVE ARTVİN YÖRESİNDE PLANTASYON DENEMELERİ

Tezi Hazırlayan: Zafer ÖLMEZ                                                          Tezin Türü    : Doktora
Tez Danışmanı : Prof.Dr. Zeki YAHYAOĞLU                        Kabul Tarihi :26.11.2001
Anabilim Dalı   : Orman Mühendisliği                                                     Sayfa Sayısı :144

ÖZET

Capparis ovata Desf. (Kapari), Artvin yöresinde 200-1000 m yükseltiler arasında doğal olarak yetişmektedir. Kapari, erozyon kontrolünü sağlama, çiçek tomurcukları, sürgün ucu ve meyvelerinin çok yönlü değerlendirilmesi gibi nedenlerle, Artvin gibi kırsal alanlarda halkın gelir düzeyini yükseltmede önem taşımaktadır. Son yıllarda turşusuna karşı uluslararası ticarette artan talepler kapari yetiştiriciliğini gündeme getirmiştir.

Bu çalışmada, Capparis ovata fidanının üretilmesi ve üretildikten sonra araziye aktarılarak gelişmelerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Ancak tohumlarının çimlenme engelinin olması, fidan üretiminde zorluklarla karşılaşılmasına neden olmaktadır. Bu nedenle çalışmada sera ve açık alan koşullarında, tohumun çimlenme engelini gideren soğuk katlama, sonbahar ekimi ve bazı kimyasal yöntemler kullanılarak en iyi yöntem bulunmaya çalışılmıştır. Uygulanan yöntemler içinde en iyi çimlenme 60 gün katlamaya alındıktan sonra sera ortamında (% 65.13) ekilen tohumlarda belirlenmiştir. Uygulanan kimyasal yöntemlerden 20 dakika H2SO4 ile birlikte % 0.2 KNO3’te 8 saat bekletilen tohumlarda % 49.70 oranında çimlenme sağlanmıştır.

Elde edilen fidanlar arazide farklı yörelere dikilerek fidanların gelişmesi araştırılmıştır. Arazi denemelerinde erozyon sahalarına dikilen fidanların gelişmesinde ilkbahar yağışlarının önemli olduğu, ilk yıl ölçümlerinde fidanların kurak dönemi atlatamadığı, ikinci yıl ilkbahar yağışlarının iyi olmasıyla birlikte kalan fidanların ilk yıla göre daha iyi geliştiği gözlenmiştir. Sulama yapılan deneme alanında (Yusufeli-1) ilk yıl ortalama 38.2 cm, ikinci yıl 56.1 cm sürgün boy büyümesi belirlenirken, sulama yapılmayan en iyi deneme alanında (Pamukçular-2, 3. yineleme) ise ilk yıl 6.3 cm, ikinci yıl (Pamukçular-1, 2. yineleme) 11.5 cm ortalama sürgün boy büyümesi elde edilmiştir.

Anahtar Kelimeler : Capparis ovata Desf., Fidanlık, Çimlenme, Plantasyon, Fidan Gelişimi

 

Güneydoğu Anadolu Bölgesinde Kebere (capparis ovata Desf.var.palaestina Zoh.)'ın Çoğaltma Olanaklarının Araştırılması

Tezi Hazırlayan: Yrd. Doç. Dr. Özlem TONÇER                                                          Tezin Türü    : Doktora
Tez Danışmanı : Prof.Dr. Sezen TANSI                 
Kabul Tarihi :1999
Anabilim Dalı   : Dicle üniversitesi Tarla Bitkileri Bölümü                                                   Sayfa Sayısı :167

   ÖZET

Bu çalışma keberede (Capparis ovata Desf. var.palaestina Zoh.) farklı üretim tekniklerini saptamakamacıyla 1996-97 ve 1997-98 yıllarında DicleÜniversitesi ve Güneydoğu Tarımsal AraştırmaEnstitüsünde sera ve tarla denemeleri şeklindefiziksel ve kimyasal aşındırma uygulanan tohumlarda enuygun sürme oranı ve süresi, çeliklerde köklenme oranıve süresi incelenmiştir. Sera koşullarında en yükseksürme oranı (%75) fiziksel aşındırma uygulanmayan 400ppm GA3 dozunda 3 saat bekletme süresinde, tarlakoşullarında en yüksek sürme oranı (%55) P320A zımparainceliğinde 400 ppm GA3 dozunda 2 saat bekletme süresiyanı sıra P220Azımpara inceliğinde % 0,2 KNO3 dozunda12 saat bekletme süresinden elde edilmiştir. Serakoşullarında en düşük sürme süresinin (99 gün)tohumlarda görülen eş zamanlı çıkışlar nedeniyleuygulamalara dağılımı benzer olmuştur. Tarlakoşullarında en düşük sürme süresi (48 gün) bakımındanuygulamalar benzer değerler göstermiştir. Çelikköklendirme çalışmalarında en yüksek köklenme oranı(%25.67) Nisan ayında alınan kalın kök çeliklerindenelde edilirken, en düşük köklenme süresi (25 gün)Mayıs ayında alınan kalın kök çeliklerinden eldeedilmiştir.  Araştırmada kullanılan kimyasallarınsürme oranını genellikle olumlu yönde etkilediği,sürme süresi yönünden  kimyasal uygulamasının hiçbiretkisinin olmadığı saptanmıştır. 

 

Artvin Yöresi Orman Yol Sevlerinde Dogal Olarak Bulunan Kapari

(Capparis Ovata Desf.)’nin Gelisiminde Etkili Olan Faktörler

Doç. Dr. Hafiz  Hulusi ACAR. Doç. Dr. Ali Ömer ÜÇLER, Ars. Gör. Zafer ÖLMEZ

KTÜ Orman Fakültesi, Orman Mühendisligi Bölümü, 61080-TRABZON

ÖZET

Orman yollari, ormancilik faaliyetlerinin gerçeklestirilebilmesi için yararlanilan en önemli alt yapi tesisleridir. Egimli alanlarin stabilizasyonunda bitkiler kökleri vasitasiyla toprak parçaciklarini bir arada tutarken, toprak üstü kisimlariyla yüzey erozyonunu azaltirlar.

Bu çalismada Artvin Çoruh Havzasi boyunca dogal olarak yayilis gösteren Capparis ovata’nin yol sevlerindeki durumu incelenmistir. Bitkinin kapladigi alan ile arazinin bakisi arasinda herhangi bir iliskinin olmadigi ve daha çok güney bakilarda yayilis gösterip kuzey bakilarda ise daha az rastlandigi belirlenmistir.

Capparis ovata’ya dogal olarak en fazla 280 m rakimda ve yamaç yolu dolduru sevinde, en az ise % 100 egimde, 350 m yükseltide ve kazi sevi üzerinde rastlanilmistir. Sonuç olarak, Capparis ovata’nin günesli bakilarla düsük rakimli sevlerde en yüksek kaplama yüzdesine sahip oldugu ortaya çikarilmistir.

 

 KEBERE (Capparis spinosa L.) TOHUMLARININ ÇİMLENMESİNE FARKLI SICAKLIK VE IŞIKLANDIRMANIN ETKİSİ

Durmşali SÖYLER 

Tarım ve Köyişleri Bakanlığı

Ankara – TURKEY

Neşet ARSLAN

Ankara Üniversites Ziraat Fakültesi

Ankara - TURKEY

ÖZ : Doğal olarak yetişen (Capparis spinosa L.) bitkilerinin çiçek tomurcukları toplanarak ihraç edilmektedir. Bitkinin kültüre alınması konusunda çalışmalar yapılmaktadır. Bu araştırmada kebere tohumlarının çimlenmesini teşvik için ön üşütme, gibberellik asit(2000 ppm) ve potasyum nitrat(2000 ppm) la muamele, tohum delme ve bunların kombinasyonları uygulanmıştır. Tohumlar farklı sıcaklıklarda (15,20, 20-300 C) ve ortamlarda (aydınlık - karanlık) çimlendirilmiştir. Deneme tesadüf parsellerinde bölünmüş parseller deneme desenine göre dört tekerrürlü olarak kurulmuş; ana parselleri sıcaklıklar, alt parselleri aydınlatmalar teşkil etmiştir. Her bir alt parselde 100 adet (4x100=400) tohum kullanılmıştır. Çimlenme oranları % 0-28 arasında değişmiş. En iyi çimlenme 20-300 C ve karanlık-aydınlık uygulamalarında 2000 pm GA3 + delikli ve 2000 ppm GA3 + KNO3 + delikli uyulamalrnından elde edilmiştir.

 

GÜNEYDOĞU ANADOLU BÖLGESİ’NDE KAPARİNİN EKONOMİK GETİRİSİ VE YETİŞTİRİLİCİĞİ

 

Özlem TONÇER* ve Songül AKIN**

* Dicle Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü-Diyarbakır

** Dicle Üniversitesi Ziraat Fakültesi Bahçe Bitkileri Bölümü-Diyarbakır

ÖZET

Türkiye’de tarım toplumu yapısından, sanayi toplumu aşamasına geçişte, tarımın ülke ekonomisindeki payının oransal olarak azalmasına karşın temel ekonomik göstergeler yönünde bu kesim ekonomideki yaşamsal önemini korumaktadır. Gayri safi milli Hasıla içinde tarım %14, ihracatta %11.4, pay almakta ve Ülke nüfusunu % 35. 3’ünü tarımsal nüfus oluşturmaktadır.

Üzerinde bulunduğu  coğrafya ve sahip olduğu ekolojik çeşitlilik dünya yüzeyinde bulunan ve tropikal iklim bitkileri dışındaki  bir çok bitkinin yetiştirilmesine olanak veren Ülkemiz de  tarımın ve tarımsal sanayinin gelişmesi  de doğaldır.

Ülkemizde  doğal olarak yetişen fakat  yurt içinde pek fazla tüketilmeyen  kapari kıraç topraklarda üretilebilecek yeni bir alternatif bitki olarak  görülmektedir. Ülkemizde kapari tarımı son birkaç yıla kadar daha çok toplayıcılık şeklinde yapılırken, artan yurtdışı talep karşısında artık profesyonel anlamda yetiştiriciliği yapılmaya başlayan ve özellikle kaparinin yetiştirilme istekleri doğrultusunda sulama alanı dışında kalan sıcak bölgelerde yetiştirilmeye başlanmış  ve  “kırsal kalkınmada”  yeni bir alternatif olarak görülmektedir.

Bu çalışma da  Güney doğu Anadolu Bölgesinde Kapari yetiştiriciliğinin Yöre halkına sağlayacağı Ekonomik getiri ve yaratacağı istihdam olanaklarının yanı sıra baraj havzalarında ağaçlandırmanın ikamesi olarak kullanılması durumunda sağlayacağı çevresel ve ekonomik faydalar üzerinde durulmuştur.

ABSTRACT

In transition period of agricultural society to industrialized society in Turkey, in spite of proportionally decrease of the share of agriculture in country economy, this section preserves the vital importance in economy with respect to basic economic indications. Agriculture gets share with a ratio % 14 in Gross national outcomes and %11.4 in exporting regarding to with a ratio % 35.3 of population get along with agriculture

The developing of the agriculture and agricultural industry is also natural in our country related to the acquired geography and ecological diversity comparing with the universe and cultivating a lot of plant becomes possible exception of tropical climate plant. Caper, that is naturally grown in arid lands in our country but rarely consumed, is seen as a new alternative plant

While caper agriculture has been dealt only as harvesting  within the last a few years  in our country, growing caper has begun  in professional mean any more  in response to outland demand and especially regarding to growing desire caper has begun to grown in hot regions those are out of irrigated regions .

In this study future profits of environmental and economic benefit by producing caper in dam basin secondary to afforesting, is focused on in addition to the economic benefit and employment possibilities to local public by producing Caper in South East Anatolia region.

Giriş

Kapari, Capparaceae familyasından tropik/subtropik kökenli, 350’den fazla tür içeren ve bütün kıtalarda doğal olarak yetişebilen bir cinstir. Akdeniz ve Batı Asya ülkelerinde başlıca altı türe yaygın olarak rastlanır: Capparis  spinosa L., C. ovata Desf., C. leucophylla DC., C. mucronifolia Boiss., C. cartillaginea Decne, C. decidua (Fosk) Edgew. (Akgül, A., 1996). Tropik bölgelerde özellikle kurak alanlarda derin kök sistemi sayesinde rüzgar erozyonu ve toprak katmanlarının sel ve yağmur suları ile taşınmasını önlemede iyi bir örtü bitkisi olarak önem taşımaktadır (Banerjee, A.K., 1989). Ayrıca kurak ve yarı kurak bölgelerde taşlık, meyilli, kireçli, zayıf besin maddeli topraklarda, kayalıklarda, kale duvarlarında, surlarda ve beton kırıklarında bile doğal olarak yetişebilen, 30-40 yıl ömrü olan ve kimyasal bileşimi sayesinde, her türlü elverişsiz çevre şartlarına karşı koyabilen kapari bitkisi, bu özellikleri nedeniyle ülkemizdeki erozyonu önleme çalışmalarında önerilen alternatif bitkilerin başında gelmektedir. (Tansı ve Kocabaş, 1997). Yavaş yanması nedeniyle de yangın emniyet şeritlerinde ve yol kenarlarında tercih edilmektedir (Agm, 1996).

Ülkemizde Karadeniz Bölgesi haricinde nem oranı düşük birçok yerde yetişebilen kapari kırsal kalkınmada “iyi bir seçenek” olarak ön plana çıkmaya başlamıştır. Son yıllarda uluslararası pazarlarda yüksek değer bulmakta ve tüketimi gittikçe artmaktadır. Türkiye, ürettiği kaparinin tamamına yakın bir bölümünü başta İspanya, ABD ve İtalya gibi ülkelere ihraç etmesine rağmen dış talebi karşılayabilmiş değildir (Anonim, 2000).

Kapari,  protein, vitamin ve mineral maddelerce oldukça zengin bir bileşime sahiptir. 100 g yenebilen kuru maddede, 67 mg kalsiyum, 65 mg fosfor, 9 mg demir, 24.01 g protein bulunmaktadır (Akgül, A., 1996). Bitkinin acımsı kök kabukları dalak hastalıklarında , çiçek tomurcukları ve meyvesi idrar söktürücü, kabızlık giderici ve kuvvet verici olarak kullanılmaktadır (Baytop, 1984).  İsrail’de yapılan bir çalışmada şeker hastalığı tedavisinde kullanıldığı tespit edilmiştir (Yaniv, 1989). Yine yapılan bazı araştırmalar da deri ve saç hastalıklarında etkili bir kozmetik katkısı olabileceğini doğrulamaktadır (Akgül, 1996). Kapari diğer gıdaların ve ürünlerin yapısına girerek lezzete katkıda bulunmakta ve garnitür görevi yapmaktadır. Salatalar, çorbalar, balıklar, vejetaryen gıdaları, dondurulmuş ürünler, peynirler ve aroma endüstrisi gibi birçok gıda sanayinde kullanılmaktadır.

Kapari türleri her türlü elverişsiz çevre koşullarına son derece dayanıklıdır. Yıllık ortalama sıcaklığın 13 oC, yıllık yağışın ise 200 mm’nin üzerinde olduğu yerlerde kendiliğinden yetişmektedir (Akgül, 1996). Olumsuz çevre koşullarına son derece dayanıklı olan bitkiye kale duvarlarında bile rastlamak mümkündür. 

Kapari yaygın olarak tohumla ve çelikle çoğaltılmaktadır. Ancak sert tohum özelliğine bağlı dormansi nedeniyle tohumlarda çimlenme güçlüğü bulunması, üretiminde zorluklara neden olmaktadır (Orphanos, P.I., 1988). Tohumlarda, fideliğe yada açıkta tarlaya ekiminden önce yapılacak zımparalama, delme, katlama, ön üşütme yada kimyasal muameleler gibi çimlenmeyi artırıcı bir takım uygulamalarla dormansinin kırılması ve sert tohum kabuğundan kaynaklanan çimlenme engelinin kaldırılması suretiyle ile başarı arttırılabilir.

Serada fideliğe ekim, tohumların ağustos yada eylül aylarında toplanmasının ardından yapılabilir. Elde edilen fideler dikime hazır hale gelinceye kadar gerekli yabancı ot temizliği ve sulama gibi bakım işlemlerine özen gösterilmelidir. Elde edilen fideler aralık ayından itibaren tarlaya dikilebilir. Geç dikimler fidanın sağlıklı gelişimi için risk taşıyabilmektedir. Dikim mesafesi arazinin durumuna göre 2x2 m veya 3x3 m olmalıdır. İlk yıl fidelerin sulanması bitki gelişimini ve yaşama şansını arttıracaktır.

Tarlaya dikimde usulüne göre hazırlanmış çukurlara dikim yapıldıktan sonra fidelerin üzeri çok ince bir toprak tabakası ile örtülmelidir. Kapari de tam verim üçüncü yada dördüncü yıldan itibaren alınmaktadır (ortalama 3-5 kg kadar). 30-40 yıl kadar ömrü olan bitkinin mayıs ayından itibaren başlayan tomurcuk hasadında, bitkinin gelişme durumuna göre, bir sezonda 8-10 kg/bitki ürün alınabilmektedir. Kapari bahçelerinde uygulanacak gübreleme ve kışa girerken yapılacak budama verimi arttıracaktır.

Kaparide çelikle çoğaltmada söz konusudur. Ancak ekonomik bir metot olmayıp, üretiminde de zorluklar bulunmaktadır. Şubat, mart veya nisan aylarında 1-8 cm uzunluğunda alınan çelikler tarlaya dikilebilir. Çelikle üretimde düşük köklenme yüzdeleri IBA, IAA ve NAA gibi büyüme düzenleyicilerin kullanılmasıyla artırılabilir. Çelikle üretimde köklendirme ortamını sürekli nemli tutmak köklenmeyi arttırıcı bir etki göstermektedir.

Aşı ile çoğaltma veya doğal olarak yetişen genç bitkilerin tarlaya şaşırtılması  gibi az da olsa kullanılan çoğaltma yöntemleri mevcuttur. Ayrıca ergin bitkilerden ayırma yoluyla da çoğaltma yapılabilmektedir (Kara ve ark., 1996)   

Kapari çiçek tomurcuğu ham tüketilmez, işlenmesi gerekir. Salamura muhafaza yapılarak tomurcukta % 0,3 oranında bulunan glukokaparinden kaynaklanan acılık azalır. Bu glikozitin enzim veya asitle hidrolizi sonucu, ürünün özgün aroması ortaya çıkar (Akgül, 1996). 

Yurdumuzda Akdeniz ikliminin hakim olduğu Batı Anadolu, Orta Anadolu ve Güneydoğu Anadolu illeri başta olmak üzere Ülkemizde bir çok yerde doğal olarak yetişen kaparinin ticareti yaygın olarak yapılmasına karşın, profesyonel anlamda üretimi emekleme safhasındadır. Bu aşama da bile ülkemize kazandırdığı dış ticaret gelirinin 2003 yılı itibari ile  24,5 milyon dolar (Ege İhracatçılar Birliği Verileri) olduğu düşünüldüğünde bu bitkinin önemi daha da belirginleşmektedir. Kapari ihracatındaki sorunlarımızın başında dış pazarın talebini karşılayacak derecede arzı sağlayamamamız gelirken ikinci büyük sorunumuz; Kaparinin doğadaki yabani bitkilerden rasgele toplanması nedeniyle standart dışı, ürün elde edilmesidir. Unutulmamalıdır ki uluslararası ticarette düzenli ve kalite standartlarına uygun mal her zaman tercih edilen bir durumdur .

 Ülkemiz  ürettiği kaparinin tamamına yakın bir kısmını ihraç etmesine rağmen dış talebi karşılaya bilmiş değildir (Anonim, 2000). Son yıllarda ülkemiz tarımda yeniden yapılanma süreci içerisine girmiş ve alternatif ürünlere yönelmeye başlamış olup, bu konjüktürde kaparinin yayılma şansının yüksek olduğu görülmektedir.

Kapari güneşi seven, bir sıcak iklim bitkisi olduğu için gelecek yıllarda Güneydoğu Anadolu Bölgesinde, özellikle sulama alanı dışında kalan veya şimdiye kadar üzerinde bitkisel üretim yapılmayan yamaçlarda, üretim potansiyeline sahiptir. Bununla beraber, bitkinin yöre çiftçisine tanıtılması ve ne kadar gelir getirici bir ürün olduğunun anlatılması gerekmektedir. Ekonomik prensipler gereği, üretici belli bir masrafa karşın en yüksek geliri getiren bitkiyi üretmeyi tercih edecektir (Açıl, F., ve ark., 1995). Bu bağlamda GAP bölgesinde yaygın olarak üretimi yapılan kuru şartlarda arpa ve buğday yetiştiriciliği ile kaparinin dekara mutlak ve nispi karları karşılaştırılmıştır (Tablo 1).

Tablo 1: yılında kuru koşullarda arpa, buğday ve kaparinin mutlak ve nispi karları(2003)

Faaliyet Sonuçları

Buğday

Arpa

Kapari

Gayri safi Üretim Değeri(TL/da)

107 280 000

72 875 000

4 543 500 000

Üretim Masrafları (TL/da)

107 065 000

90 440 000

1 514 500 000

Mutlak kar (TL)

215 000

-17 565 000

3 029 000 000

Nispi kar (TL)

1.0

0.8

3

Kaynak:Diyarbakır Tarım İl Md. İstatistik Şubesi verileri,

www.kapari .com

Tablo 1’den de anlaşılacağı gibi 2003 yılında kuru koşullarda üretim yapan buğday üreticisinin dekardan sadece 215 000 lira gibi çok cüzi bir mutlak kar elde ettiği, arpada ise dekardan 17 565 000 lira zarar ettiği görülmüştür. Oysa bölge üreticisinin kapari üretmesi durumunda dekardan 3 029 000 000 lira mutlak kar elde etmesi mümkün olabilecektir; olay, nispi kar açısından değerlendirildiğinde ise 1 TL’lik masraf karşılığında 3 TL’lik  gelir elde edilebileceği ortaya çıkmaktadır. Durumu  buğday açısından değerlendirdiğimizde üreticinin 1 TL’lik masraftan sadece 1 TL kazandığı, arpada ise harcadığı 1TL’nin %20’si kadar zarar ettiği anlaşılmaktadır. Kaparinin 5 ay gibi uzun bir hasat dönemi bulunması nedeniyle, bölgeden sürekli verilen tarım işçisi göçünün önlenmesi, göç olgusunun yaratacağı olumsuzlukları, sosyal ve ekonomik açıdan hafifletebileceği düşünülebilir.

Türkiye Cumhuriyetinin uygulamaya koyduğu bölgesel kalkınmaya yönelik en büyük ve kapsamlı proje hiç şüphesiz ki entegre GAP’tır ve bu projenin bel kemiğinde ise 22 baraj ve 19 hidroelektrik santral yer almaktadır (GAP Bölge Kalkınma Planı, 2000). Erozyon kontrolünün baraj havzalarında önemi ise çok daha fazladır zira, taşınan topraklar direkt olarak baraj gölüne veya santrallere dolacak ve yatırımı verimsizleştirecektir. Tam  bu noktada  kapariyi erozyonla mücadele içinde önermemiz mümkündür. Çünkü kapari  ekolojik toleransı yüksek, toprak yüzeyini örtecek şekilde yayılan, bu nedenle rüzgar erozyonuna karşı da etkili ve köklerinin  otuz–kırk metreye kadar inebilmesi ile de  dolgu toprağı örtebilme özelliğine sahiptir. Ayrıca daha öncede belirtildiği gibi, kapari geç tutuşan bir bitki olduğu için orman yangınlarının oluşmasına engel teşkil eden bir bitkidir.

 Olaya  baraj havzalarında ağaçlandırmanın mı yoksa kaparilendirmenin mi ekonomik olacağı açısından baktığımızda ise Diyarbakır Çevre  İl Müdürlüğünden alınan bilgiler doğrultusunda 1 dekarın ağaçlandırmak için ilk tesis masrafları ve tamamlama dikimleri ile birlikte 510 223 680 TL gerekirken, 1dekar kaparinin tesis maliyetinin ise  530 000 000 TL olduğu tespit edilmiştir. Verilen örnekten de anlaşılacağı gibi maliyetler biri birine oldukça yakındır.

 Fakat burada üzerinde durulması gereken konu ikisinin de çok yıllık bitki olmasına karşın kaparinin dikiminden sonra yaklaşık olarak üç yıl içerisinde ürün vermeye başlamasıdır. Oysa dikilen bir ağacın ekonomik olarak değerlenmesi için 25-30 yıl gibi bir süreye ihtiyaç duyulurken, kapari söz konusu sürenin yaklaşık onda biri kadar bir sürede gelir getirmeye başlamakta ve ilk ürün vermeye başladığı yıl kendini amorti edebilme özelliğine sahiptir.

Yukarda belirttiğimiz nedenlerden dolayı erozyon kontrolünde yöre halkının katılımı ve desteği ile GAP bölgesindeki baraj ve su havzalarının çevresinde yapılacak erozyon kontrolü çalışmalarında kapari bitkisinden yararlanılarak, bölge halkına kısa zamanda önemli bir gelir kaynağı yaratmak mümkün olacaktır; Güneydoğu Anadolu’da had safhada işsizlik söz konusu iken, kırsal kalkınma için, tıptan kozmetiğe pek çok farklı sektörde ham ve ana madde olarak kullanılması, kısa sürede ürün alınması ve pazarı hazır, işleme, saklama ve ihracat kolaylığı olan, tarımsal kalkınmaya yönelik alternatif bir ürün olarak değerlendirilmesi mümkün bir üründür. 

KAYNAKLAR

Açıl, F., Bülbül, M., Kıral, T., Demirci, R., Erkuş, A., 1995. Tarım Ekonomisi, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Eğitim Araştırma ve Geliştirme Yayınları, Yayın No.5, Ankara.

Agm, 1996. Ağaçlandırma Genel Müdürlüğü Kapari Bitkisi hakkında 2.2.1996 Tarihli raporu, Şanlıurfa.

Akgül, A., 1196. Yeniden Keşfedilen Lezzet: Kapari, Gıda, 21 (2), 119-128. Kara, Z., Ecevit, F., Karakaplan, S., 1996. Toprak Koruma Elemanı ve Yeni bir Tarımsal Ürün Olarak Kapari (Capparis spp.). Tarım İlişkileri Sempozyumu Bildir Kitabı, 919-921 s.

Anonim, 2000. Dış Ticaret Müsteşarlığı, İhracat Genel Müdürlüğü Kayıtları, Ankara.

Banerjee, A.K., 1989. Shurbs in Tropical Forest Ecosystem.Examples from India. World bank Technical Number 103.

Baytop, T., 1984. Türkiye’de Bitkilerle Tedavi, İstanbul Üniversitesi, Yayın No: 3255, Eczalık Fakültesi, No.40, 520.

GAP Bölge Kalkınma Planı, 2000.  T.C. Başbakanlık Güneydoğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı, Çalışma Raporu 1, Diyarbakır.

Orphanos, P.I., 1983. Germination of Caper (Capparis spinosa L.) Seeds, Journal of Horticultural Science, 58 (2): 267-270.

Tansı, S., Kocabaş, F., 1997. Importance of Caper (Capparis spinosa L.) Under Forest Ecosystem and Its Cultivation. Proceeding of the XI. World Forestry Congress, 13-22 October 1997, Vol 3, s. 259.

Yaniv, Z., Dafni, A., Freidman, J., Palevitch, D., 1987. Plants Used for the Treatment of Diabets in Israel Journal of Ethnopharmacology, Elsevier Scientific Publichers Ireland Ltd., 19, 145-151.